Özlemin alev alev yandığı saatler bunlar.Gün çekiliyor,ay parlıyor.Haydi,geleceksen şimdi gel.Umudunla,yüreğinle,sevdanla gel,yık karanlığımı.Hayata dair kötü olan ne varsa yık onları,beni yeni umutlara sürükle.Aşkın en koyusuna,en tutkulusuna götür beni.Bin yıldır bekliyor gibiyim seni.Bin yıldır karanlık bir odada tek başıma oturuyorum sanki.Kim girip çıkmışsa hayatıma,kim talan etmişse yüreğimi hepsini silmek için gel.Bir tek sen kal içimde.Seni bileyim bundan sonra.Sevdan yetsin bana.Senin aşkınla yaşamak istiyorum artık,öyleyse gel,bekleme gel.Seninle olmak,seni duymak,seni görmek,seni anlamak,seni yaşamak tarifsiz sevinçler yaratacak içimde biliyorum.Bu yüzden sesleniyorum sana.Dallarımdaki kurumuş yaprakları tek tek temizlemek istiyorum artık.Gelişinle yeniden yeşermek,yeni yapraklar açmak istiyorum.İster haber ver,ister verme;ama gel bekliyorum.İstanbul'u sokak sokak geçip gel.Her sokakta kendi izini göreceksin,şaşırma.Nereye gittiysem seni de götürdüm yoktun;ama,yanımdaydın.Hep yüreğimde hep aklımdaydın.Seni İstanbulsuz,İstanbul'u sensiz düşünemedim.Gel,bu kentin tarihine en ölümsüz sevdayı yazalım.Nice aşka mezar olmuş İstanbul,bu kez kabul etsin yenilgiyi.Haydi gel,biz İstanbul olalım.Korkma gel,başkalarında gördüğün ihanetler,ikiyüzlülükler,bitmek bilmeyen acılar yok bende.İlk kez bırak kendini kaygısızca.Yarını düşünmeden,'ya sonra'demeden gel.Kurtul seni saran tutsaklıklardan,sana yazdığım,seni yazdığım şiirleri okumak için gel.Bak,günler anlamsızca geçip gidiyor.Oysa ömür dediğin şey üç günlük.Birlikte ve severek tüketmek varken günleri,böyle koyu karanlıkta kalmak niye?Gel haydi,sensiz geçen günlere bir yenisini daha eklemek istemiyorum.Özlem yanıyor alev alev.Özlemin ateşini söndürüp aşkın ateşini yakmaya gel.Bekleme artık,geleceksen şimdi gel.GEL Kİ...ADIN EKSİLMESİN DİLİMDEN...
----
BENİ SEVMEYE NİYETLİ MİSİN ?Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın? Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş iklimlerin ortasındayız seninle.Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten.Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?
heaven:
Sen.........İnsanlar gördüm kendilerine yabancı kendilerine garip kendilerine uzak. Hiç bitmeyecek bir yolun yolcusu gibiydiler. Ne dinlenebilecekleri bir mola yeri ve nede zaten varabilecekleri bir yer vardı. Ruhlarındaki kabullenmişlik çirkin yüzlerine yansımıştı. Birbirlerinin kopyası bu insanlar arasında bir yabancıydım ben. Beni aralarına hiç almadılar, zaten hiç girmek istemediğimi bilmediler ki. Tek kelime konuşmadım onlarla. Yine de onlarla aynı adımları atıyordum bilinçsizce. O hiç bitmeyecek sandığım yola çıkmıştım onlarla birlikte bir kere.Koyu gri bir havanın hakim olduğu o yolda ne bir tek yıldız gördüm nede bir tek yağmur damlası düştü yola. Ne sıcak vardı ne soğuk. Kara, kirli bir toprağın üzerinde atıyorduk adımlarımızı. O uzanıp giden yolda ne bir yeşil, ne de mavi yoktu. Görünen sadece uzayıp giden sonsuz bir grilikti. Yol uzayıp gittikçe, binlerce kişi katılıyordu bize. Amaçsız kalabalığa katıldıkça katılıyordu insanlar.Ses yoktu, gülüş yoktu, heyecan yoktu, sadece nefes almaya odaklanmış bir insan güruhu vardı. Bense içimde çoğalttığım sesimi, bir mutlu yüze sakladığım gülüşümü, bir sıcak yüreğe sakladığım sevgimi dışarı vurabilmek için çırpınıyordum. Ama hiç bir yüz, hiç bir ses bu cesareti vermiyordu bana. Bu bıktırıcı, bu tekdüze, bu amaçsız adımların atıldığı yolda bir başka seçenek olmalıydı. Hissediyordum, ben bu yola bu insan kalabalığına ait değildim. Aynı şeyleri hisseden benden başkaları da olmalıydı.Sonra hiç varılmayacakmış kadar uzakta bir kuşun havalandığını gördüm. Bir umut yakalamıştım sonunda. Adımlarımı hızlandırdım. Sıyrıldım kalabalıktan. Koşmaya başladım. Kuşa yaklaştıkça gri hava dağılıyor, güneşin ısısını hissediyor, gökyüzünün maviliği çiçeklerin her rengini görüyordum. Ve en sonunda seni gördüm. Ordaydın. Küçücük ama yemyeşil bir çayırın ortasında, gelincikler içinde öylece oturuyordun. Senin az ötende hava kurşun gibi griyken. Senin başındaki gök masmaviydi. Ve sen gözlerini o maviliğe dikmiş uzaktan gelecek birini bekler gibiydin. Ben gördüklerim hissettiklerimin karşısında donmuş ve öylece kalakalmıştım. Yüzüme bakıp sadece "HOŞGELDİN" dedin. Ve o ses yeniden hayata döndürdü beni. İçimdeki bastırılmış gülümseme yansıdı yüzüme önce. Yüreğimin atışı hızlandı, tenim ısındı sonra. Az önce terk ettiğim o kalabalık yanımızdan geçip giderken biz senle el ele gülümsüyorduk onların şaşkınlığına.Artık senle bir sevdanın iki ortağıydık. Şimdi içimde çoğalttığım sesimle haykırıyordum herkes duysun diye...Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı ve sevdam hiç kimseyi senin kadar yaşatmadı yüreğimde...
heaven:
DİNLENe zaman nasıl sevdim seni bilmiyorum.Oysa ki yasaktın bana, yasaktım ben de sana.Bahar gibi çıkıp geldin, tam da karakışın ortasında.Sesini duymak öyle huzur vericiydi ki içimde binbir kelebek uçup,kanat çırpıyordu sanki.Heyecandan yüreğim kurudukça bahar yağmurları gibi yağıyordun ruhuma.Sonra güneş olup açıyordun.Rengarenk gökkuşağı gibiaşk olup sarıyordun tüm benliğimi...Gökyüzünde süzülen uçurtma gibi uçuyordum bende senin aşkınla..Seninle konuşurken bile sesin sesime değdikçe nefesim kesiliyordu.Hep gülüyordum,güldürüyordun yüreğimi sen benim.Öyle benleydin ki, öyle sen olmuştum ki..Dinlediğim şarkılara mı seni alıyordum yoksa sen mi bana şarkılar oluyordun?Sevdim işte seni, hiçte saklamadım,saklıyamadım...Seni sen olduğun için sevdim.Bana yalansız dolansız gelmiştin.Herşeyin en güzelini hissettirişini sevdim...Ahh keşke birde benim olsaydın...Olamadın....Olamazdın da...Yasaktın ama herşeye rağmen tatlıydın...Bilirsin zaman zaman karamsarlıklara düşerim ben, işte yine öyleyim...Neden kendimi yüreğinden taşındırılmış hissediyorum?Neden içimde ki bu acı? Neden?Bak bana!.. Gözlerimde yaş, yüreğimde yas var, hepsi sana...Bana hissettirdiğin gibi seviyorsan beni, tut elimi, sar beni..Hissettir bana aşkını yok et bu karamsarlıkları...Ya da yüreğine yeni bir levha as SAHİBİNDEN KİRALIKTIR diye..DİNLEDinle sevdiceğimDinle!..Ben seniBu yüreğeKiracı değilSahibesi kıldımSakın olakiBu yüreğiAşk kumarın daBozdurma...
heaven:
Her Bakışımda...Gözlerine her bakışımda; gökyüzünün gülümseyen çehresine umut yüklü bulutlar çizebilmek için sepetinde denizler taşıyan mavi yürekli bir çocuk, yemyeşil nehirler serpiyor gözlerime...Gökyüzüne her bakışımda; gözlerinin yemyeşil iklimlerinden yüreğime süzülen melekler, zümrütlerle bezenmiş kanatlarındaki elmas işlemeli sevda filizlerini ekiyorlar içime. Ve ben her sabah, daha da büyütebilmek için sevdamı, işte bu umutla kaldırıyorum başımı gökyüzüne...Ellerine her bakışımda; denizlerin ufukları kucaklayan sinelerinden, sonsuzluğun ab-ı hayatına müştak masmavi umutlar getiren tebessüm sesli martılar konuyor ellerime...Yüreğime her bakışımda; ellerine ömrümü sunduğum bir melek karşılıyor beni! Zarif kanatlarından sevda türküleri yayılıyor. Gözlerinden yedi veren güllerinin sıcaklığı süzülen bir minik kırlangıç olup götürüyor beni huzurun gizemli diyarına. Çoğalıyor umut!Önce bulut gibiSonra yağmurGökyüzü gibi sonraGözlerin gibi!Ellerin açelya, ellerin erguvanUzanır da ellerinMutluluklar filizlenirDokununca yüreğime...Yüreğine her bakışımda; tarifi imkansız baharlar yeşeriyor içimde! Menekşe bakışlı kır çiçekleri sarıveriyor her yanımı! Küçücük yürekleri mutluluğun sinesinde neşelendirmek için çırpınan yemyeşil parklara, turuncu oyunlar serpen yıldızlar beliriyor göklerimde. O şirin gülüşünle bana hayat veriyorsun!İnan ki YarYÜREĞİME SIĞMIYORSUN...
-----
Dost DediğinDost dediğin Dostun yüreğinden geçeni bilmeli Dost dediğin Dostunu karşılıksız sevmeli Dost dediğin Verecekse almadan vermeli Dost dediğin Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli Dost dediğin Kara toprak gibi sadık kalabilmeli Dost dediğin Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli Dost dediğin Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli Dost dediğin Geceye parlayan yıldız olabilmeli Dost dediğin Sırtını yasladığın asırlık bir çınar Dost dediğin Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli Dost dediğin Kahpe kurşuna göğsünü siper yapabilmeli Dost dediğin Velhasıl dost olduğunu bilmeli Dost dediğin İki yüreği bir beden sayabilmeli Ben herkese dost demem Benim dostum Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli Dost o zaman dosttur Dost dediğin Bir batında doğan kardeş bile olabilmeli Yazım Tarihi 27+28-04- 2003 Saat 12.40 Salih ÖZALAŞAN
-------
Çile yumağına ettin de kirman*Döndüm durdum yaban ellerde gülümHiçbir tesellide yok imiş dermanBir ömür öğüttüm yıllarda gülüm…
Boş versem, unutsam değil ki eldeAçılan gül solmaz imiş gönüldeŞimdi dünya denen şu gurbet ildeAğlayan nağmeyim tellerde gülüm…
Nedensiz, habersiz gittin gideliMecnun’dan beterim, divane deli,Yıllar yılı her dem Kerem misaliSavrulur tozarım küllerde gülüm…
Hasretin bir ömür yürekte kor’duCan, o korda derman aradı durduMecnun için başka çare mi vardıLeyla’sı serapken çöllerde gülüm…
Zaman tarlasında hep sızı derdimBaharlar tükendi, hazana erdimHüzün deryasında dolandım, durdumDağılmış, dökülmüş sallarda gülüm…
Cevapsız sorular fikrime ziyanRuhumu kemirir durur, an be anYâdından ırasam, koymaz hatıranKokuların hâlâ yellerde gülüm…
Kendimi yollara vurdum her akşamDivanece gezdim durdum her akşamSanki hayalini gördüm her akşamArtık geçmediğin yollarda gülüm…
Cemal Varol, İstanbul
-----
BETON ŞEHİR'DE AŞKİstanbul, karanlık diyar,Tenha sevdalara kocaman kucak açan,Sık sık yağmurların yağdığı, ıslak gözler,Aşkların bedbaht kıldığı, kirli kalpler,Pınarların kuruduğu, her yanı dört duvar kaplı,Ucuz sevgilerin kolay bulunduğu, beton şehir İstanbul… Fi tarihinden kalan bu yalnızlık;Simur sevdanın kanat çırpan göçmen kuşları,Yıllanmış aşkların artıkları hırçın rüzgarlar;Esir tutulan kalpleri yaralayan hançeri,Çıplak bedenden süzülen her damla kan;Bir genç kızın gözyaşları,Her hüzünde yamaçlardan kayan çığ;Minik kalplerin anlık yangınıydı..İstanbul, en büyük şahidim,İstanbul, en büyük dert ortağım,İstanbul, en büyük sebebim,Son sigaramı yakıyorum şehrin ışıklarına doğru,Cana! Sesimi duy,aşkımın doruklarında..Gözlerimi, kalbimi azat ettim ben bu diyara,Kirlenmiş hatıralardan, sözcüklerden kılıf geçirmişler İstanbul’uma,Yazık etmişler saf aşklara, aşıklara...Leyla-mecnun yalan olmuş,Benliğimin usulca, hırçınca kaybolduğu,Her gece arsız şimşeklerin çaktığı,Ardından birçok canın yandığı,Çiçek-böcek aşkı andıran ne varsa,Hepsinin yok olduğu,Kelebeklerin bir gün dahi yaşamadığı,Ağaçların meyve vermediği, tohumların usulca kuruduğu,Merhametin çoktan gömüldüğü,Bu karanlık diyarda!Gözlerimi kara türbanlarla bağlıyorlar,Ellerime “sen” den kelepçeler takıyorlar,Vücuduma aldığım derin kırbaç izleri ile,“Ağır vaka”yı yalnızlığa mahkum ediyorlar,Dolu dolu hasret yüklü zindan kokusu,Tıkıyor en derinlerimi,Yegane’m; kilidimin anahtarısın, nefesimsin,En çok özlenensin…İstanbul karanlık bu gece,Boğazdaki tüm martılar bıçaklanmış,Omuzlarından beline sis çökmüş,Sol yanına yalnızlık saplanmış, Sanki birazda üşüyor inceden,“Tenha sokak”ları kokusunu, soğukluğunu,Emanet bırakmış çıplak şehre…Beton yığınının nöbeti bitiyor aniden,Kitle kitle sağanak yağmurlar yağıyor şehre,Ne sabah güneşi doğuyor,Ne akşam’ı batıyor..Bir resmin durur yalnız duvarımda,Saat ve saat aklımdasın hala,Dudaklarım kanarcasına ismini bağırırım karanlığa,Cana! Özlenirsin,İstanbul yanar, kavrulur her dakika...Dikenli yollarında çıplak ayaklarım kanar,Uykuların unuttuğu gözlerim ağlar,Kanatsız kuşlarım tüylerini döker,Nar Çiçeğim, sesimi duyasıya ağzımdan feryatlarım doğar,Beton şehir İstanbul, her namem kocaman yankın olur…Cana! Seni özledim,Kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgımın,Düş kokan baharı…Baki değildir; bu karanlıklar, ayrılıklar,Eğme başını gerdanına,Soldurma açmayan gülümü,Bir nefes sıhhat gibi muhtacım sana!Cana! Kitle dudaklarını,Haykırma nefretini,Gözlerimi azat ettiğim bu karanlık diyara…Cırcır böceği misali,Adını son nefesime kadar haykıracağım,İstanbul toprağından, güneşinden kaçacağım,Kıracağım bahtımın zincirlerini,Gururdan, öfkeden, şehvetten duvarlarımı yıkacağım,Adımlarım… Erişemeyeceğiniz kadar hızlı koşacağım…Cana! Duy sesimi,İstanbul’a yağmurlar karlar yağar bu ayrılık kokan baharda,Dudaklarını kitle,Haykırma nefretini, gözlerimi azat ettiğim bu karanlık diyara!İnadına bozmuyor aşk orucunu bu şehir,Açlığınla kokmuş nefesim haykırıyor,En güzel anılarla için için ağlıyor İstanbul,Kuytu köşelerine düşüyor gözyaşları,Kimsecikler duymuyor yılgın feryadını…Pusuyor titrek sözlerim,Heybemde gizlediğim sana dair aşk namelerim,Ayrılık kokulu karanlık baharlarım..Tenha sokakların sarhoşu olmuş yüreğim sesleniyor;“İstanbul’a bolca keder yükledim bu gece,Yüreğine sapladım derin yalnızlığımı,Dön gel, Cana!Bak şu karanlık diyara,Kısık kısık hasretine sür ellerini,Sonra çevir başını İstanbul’un sol yanına,Açılan yaraları görür müsün?Görürde hisseder misin?Cana! Özlenirsin,Her solukta, ismin yankılanır beton duvarlara,Hece hece! Milyon kere,Aşığım
İstanbul’un “sen” kokulu tenha baharına”
nurdan özen
------------------------------------
akrebinsonnefesi-Z a m a n b o ş l u k t aYelkovan akrebi koşturuyor,küçük ibre yorgun..Saat 02:00Sessizliğin içinde sessizce nefretimle oynaşmaktayım…“ben”li “sen”li cümlelerimin anası yılgın yüreğim,Usulca çığlıklar koparıyor puslu alevime..Boğuk yağmurların esiri,Kimsesizlikten bitap düşmüş bedenime,Ölümün en şaşaalısını tadarak yitmek yakışır bu gece !Kirli yalnızlığımın her zerresini kan kusturmak istiyor,Tenine eş değer nacizane ellerim..Gece_mGeceler_inGeceler_imizŞimdi çokça keder yüklediğim hecelerime şahit,Gölgelerini düşürmüş,Gözlerini kilitlemişler yorgun benliğime,Kısır döngüyü izliyoruz en şehvetli sinema filminde..Z a m a n b o ş l u k t aYelkovan çok hırslı,akrep korkmakta..Saat 45 dakikadır durmuyor…Sonbaharın rüzgarında yellenen saç-la-rım boğuyor,Islak,etine dolgun,yıllanmış,Nikotin parçaları üzerine sinmiş,Az biraz yorgun,çıplak bedenimi,En keskin jiletimle törpülüyorum uçlarından başlarına,Ardından ses tellerim yırtılırcasına,Hırçın bir edayla bağırıyorum karanlığa..Soğuk buselerinin izleri kalmış boynumdan,Sıkı sıkı boğulup ölmek değil,Şah damarımdan yontulmam lazımİstenildiği gibi değil istediğim gibi yummam gerek gözlerimi sonsuza,Evet! Sadece mükemmel bir son..Z a m a n b o ş l u k t aYelkovan akrebi sıkıştırıyor köşeye,küçük ibre titrek,Saat ürkercesine ,38 dakikayı daha geride bırakıyor..Soluk borum ışıklarını yakıyor,Nefesimle sevişiyorum son kez,Çatlamış dudaklarını buğday tenimde hissedercesineEllerinle tahrik oluyor, Tüylerim şaha kalkıyor,İliklerime kadar donuyorum..Ölüm korkusu yada bir tepki değil,Doğmuş, Doğmamış,Doğacak çocuklarıma üzülüyorum,Bir fahişenin sicimleri bunlar;Nemli gerdanımdan göğüslerime akıtıyorum…Kirlenmiş hayallerime küfrediyorum sessizce..Bolca kin enjekte ettiğim damarlarıma teğet geçiyor ellerim,İlk defa bu kadar azgınlar..Asla! Korkmuyorum,Ürkmüyorum, Ritim sayıyorum inceden, Soluklarıma perde çekiyorum,Kötü bir babanın ağız kokusunu alıyorum içime,Düşürdüğüm tüm yavrularımı doğuruyorum,Yanaklarını öpüyorum sıkı sıkı..Sisli gözyaşlarımdan serenat yapıyorumİntikam dolu gecelerimize,Ana avrat küfrediyorum boşluğun içinde,Kırıntılarla boğuşan yalnızlığıma..Bu bir s o nÇekiyorum dudaklarıma fermuarı, Sonra usulca soyunuyorum,Mahremimi kapatıyorum gizlice..Soğuk buselerine maruz kalan boynumdan,Hırçınca boğulmak değil,Şah damarımdan bir nefeste yontulmak istiyorum…Z a m a n b o ş l u k t aYelkovanakrebi acımasızca öldürdü,Küçük ibre kanlar içinde,yelkovan yalnız ve ağlak,Saat ise artık m a n a s ı z ~Nur'dan
--------------------------------------
-Senden kalan hasret dolu gecelerimi,dost kılıyorum yalnızlığıma-Son elveda mı bu?Ardına bakmayacak mısın?Bir çift güzel sözü esirgeyecek,Açılan yaraları sarmayacak mısın? Kalp-siz-sin! Bilirim.. Bu defa;yaslıyorum başımı yolsuzluğa, Derin derin acılar,acıtıyor içimdeki boşlukları, Sızlıyor! Yokluğuna kan ağlayan sol yanım, İnceden-inceye, Kor olmuş hatırlarım-z savuruyor küllerini, Yanarımda-yanarım! Duyar mı? Lal kesilmiş her bir yanın..Tarifini veremediğim,Adını koyamadığım,Kimliği belirsiz onca hüzün yoklar,Sen-siz-liği bolca yüklediğim bedenimi.. -sana aç gecelerimde, Tadarım ölüm şaraplarını, Kayıp benliğimi arar dururum sessiz sokaklarımda..Yar!Son seslenişim bu,Ardından tüm kelimelerim birer birer pusacak karanlığa, Ahh benim sedef ellim, Bilemezsinki; Bütün pisliğinle hayranım sana..
nurdan
---------------
susarımSusmasınaRüzgâr sen yönden eserse.
Gelirse ıtır kokularıBuram buramSinerse zeytin ağaçlarınaSürüklenirse çiçek kokulum, şehrinin yağmurları
Ben susarIslanırım.
Kaçarım güneştenAy gölgelerineTitrerim sahte bahar zemherilerindeDudaklarımı açarım kaşlarımdan damlayan her zerreyeKurumam sevgilim içerim seni.
Tutma bulutlarınıAvuçlarındaBırak sürüklesin lodos, tozu toprağı ne varsaBedevi seraplarındayım nicedir Sina’daYağ saçımdan tırnağımaSağanağın sel götürsün beni.
Ben susarımSusmasınaRüzgâr sen yönden eserse
Sürüklenirse çiçek kokulum, şehrinin yağmurlarıBen susarIslanırımKoklarım seni.
YoksaHaykırırım ellerimi açıp sema yaBu şehrin dağlarından asi türküler yayılır ovalarınaCam kırıklarından kaldırımlar döşenir sokaklarına
SusmamZincirlerden ceket olsa omuzlarıma
SusmamDarağaçlarından ter damlasa ruganlarıma.
Ben susarımSusmasınaAncakRüzgâr sen yönden eserse
Sürüklenirse çiçek kokulum, şehrinin yağmurlarıBen susarIslanırım.
06.03.2009
TaRıK
----------------------------------------------
tarık demişki 03 Mart 2009 Saat 3:41 am 1
Hoş ve hüzün bakışını sevdim seninGeçmişte kalışınıGünde batışını…Yemin ettim süpürmeyeRüzgâr olup esmeye arka bahçendeToz içinde kalmaya yemin ettimBegonyaların susuzDalların kuruYetmemiş gözyaşların yeşertmeye,Umut nadaslarında patladı tomurcuklarınTükendi belki lacivert geceler gözlerimizdeCenk ettik fütursuzca küstü belki de benlerimiz bizdeKızıl rüyalar gördükKan içtik şerbet yerine.Senin gözlerinBenim yüreğim çağladıAma yoruldunAma yordumAma yorulmadımUzun yollardan geldim dertler devşirerekElimde hüzün demetleriParmaklarım metal yorgunuKötüleri kül gibi serperek sokaklaraAdam yüklenip geldim kırlaşan saçlarımaTükenmezdim ben lalezar olmadan kuraklığınUmut düşmeden dudaklarınaYıldızlar parlamadan saçlarındaTükenmezdim sendelemeden yürüyüşün yaşanmadıkçaŞimdi,Umudumdun sevdam oldunIşık düşsün gözlerine diye secde ettimSen düştün gözlerimeBaşkaydı gecelerŞimdi bambaşka,Umutlar başkaydıŞimdi bambaşka.
------------------
13 Mart 2009 Cuma
suskun acı
Suskun SancıGece sessiz yine...Gece mahzun...Ve gece yalnız... Yüreğimi kanatan şiirler düşüyor parmak uçlarıma... Adını koyamadığım bir korku ile çalkalanıyor yine dakikalar... Karanlık mıdır beni ürperten,yoksa yalnızlık mı... Seni özlemek midir içimi acıtan,yoksa senden ayrı düşmek mi... Sevdadan mıdır bu gözyaşı,yoksa kırgınlıktan mı... Anlamsızlık içinde anlam aramak benimkisi... Belki daha çok küçüğüm... Belki de yanlış yaşıyorum... Sevmeler yanlış... Dokunduğum yürekler yalan... Düşlerimin rengi bile mavi değil belki... Umut yarına gülen gözle bakmak değil, Ağlamak döneceğin güne, Ve belki güneş bile karanlık, Yıldızları terketmiş gece gibi... Yalnızlığa mahkum ettiğin bu can aydınlık mı görüyor sanki… Özgürlük mü hür olmak... Sevdaya kanat çırpan bu yürek sana tutsak değil mi... Kokumu sarmıştı ya hani rüzgarlar,sana sevdamı uğuldayacaktı, Bak o da yalanmış sevgili... Şimdi paramparça savrulan benliğim... Kuru bir yaprak ne kadar sarılabilir ki hayata... Ne kadar tutunabilir ki umuda… Duyuyor musun beni? Bak...Bölükpörçüğüm... Suskun bir sancıya ağıt yakıyor yüreğim. Hüzne buladım yine geceyi. Yazmak istediğim neydi ki sözlerim sana geldi. Sen de mi yalansın yoksa... Var olan yokluğun değil mi? Var olan ızdırap... Aşk ise... Hangi kaf dağının ardına gizli bilmiyorum. Yokluğunla kayboluyorum... Peki neden ağlıyorum ardından... 2002
Nuran Baydar
Nuran Baydar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)